Çölde Bir Deli: Mad Max

By

Published on

in

mad-max-inceleme

Evet biliyorum, sizin de puanı düşük olduğu ya da hakkında kötü yorumlar duyduğunuz için oynamaktan vazgeçtiğiniz oyunlar, izlemekten vazgeçtiğiniz filmler oldu.

Son zamanlarda bunun ne kadar büyük bir saçmalık olduğunu daha net görmeye başladım. Artık elimden geldiğince bir filmi izlemeden önce hiçbir puana ve yoruma bakmadan, sadece aldığım zevke göre notumu veriyorum. Bunu yaptığımda da sonuçlar genelde şaşırtıcı oluyor. Mesela yakın zamanda Brad Pitt’in başrolünde olduğu F1 filmine gittim; ne filmin puanına ne de F1 kitlesinin yorumlarına bakmadan izledim ve filmi çok beğendim. Elbette hataları vardı; hikâyesi çok güçlü değildi ama ben keyifli bir iki saat geçirdim. Filmden çıkınca genel F1 izleyicisinin filmi ağır eleştirdiğini görünce “İyi ki yorumlara bakmadan girmişim” dedim.

Henüz tüketmediğimiz bir içeriğin puanını ya da olumsuz eleştirisini gördüğümüzde bu, beynimizin bir köşesine kazınıyor ve içeriği tüketirken olumsuz yönlere daha keskin yaklaşıyoruz. Peki bütün bu anlattıklarımın Mad Max ile ne ilgisi var? Gelin anlatayım.

Puanlara Aldırmadan Mad Max’e Dalmak

Puanları bir kenara koyup temiz kafayla içerik tüketmenin tadına varınca, geçmişte kötü eleştiriler yüzünden elimi sürmediğim oyunlar arasında aslında çok sevebileceğim yapımlar olup olmadığını düşünmeye başladım. Eski yıllara dönüp, tema olarak ilgimi çekebilecek ama es geçmiş olabileceğim oyunları araştırırken bir isim hemen gözüme çarptı: Mad Max.

Bunu bu sitede daha önce de yazmıştım; ben çölü seviyorum arkadaş! Uçsuz bucaksız altın sarısı bir çölde kurulan hayatlar, yapılan yolculuklar ve savaşlar hep ilgimi çekmiştir.

Peki Mad Max’in olayı nedir? Uçsuz bucaksız bir çölde, tek dostumuz olan arabamızı geliştirerek hayatta kalmak. Evet, oyunun olayı bu ve ben buna bayıldım. Doğru düzgün bir amacı olmayan, kendini tamamen deliliğe bırakmış bu post-apokaliptik dünyada ben de delilerin delisi Max olarak oradan oraya koşturmak, yumruk yumruğa yüzlerce kavgaya girmek, açlığımı gidermek için köpek maması yemek, arabamla konvoyların peşine düşüp varilleri patlatmak… hepsi hunharca keyif verdi.

Harika Dövüş Sistemi

Mad Max, Batman oyunlarından aşina olduğumuz dövüş sistemini kullanıyor. Belki şaşıracaksınız ama oyunun dövüş sistemi benim için Batman oyunlarıyla aynı seviyede; hatta belki bir tık önde. Bu inanılmaz bir şey. Girdiğim her çatışmada attığım her yumruğu hissederek kel kafalı çeteleri pata küte dövmek o kadar tatmin ediciydi ki anlatamam. Avalanche Studios gerçekten müthiş bir iş çıkarmış, kendilerini tebrik ediyorum.

Bas Gaza Aşkım, Bas Gaza

Oyunda bir arabamız bir de Allah’ımız var. Çölde arabası çalınan Max, efsanevi “Magnum Opus” adlı yeni aracını inşa ederken çetelerle kapışıyor ve yol boyunca kendine müttefikler buluyor. Görevlerin çoğu bu yolculuğu destekliyor; düşman üslerini dağıtmak, kaynak toplamak, aracınızı güçlendirmek ve haritanın farklı bölgelerini güvenli hâle getirmek üzerine kurulu. Senaryo ana hatlarıyla sizi yönlendiriyor ama asıl eğlence yolda yaşadığınız rastgele çatışmalar ve kendi planladığınız mini maceralarda. Ben Mad Max’in bu sadeliğine de bayıldım. Bazen insan dallanıp budaklanmayan, dümdüz oyunlar istiyor. Bu oyun bana tam olarak bunu verdi. “İnsanları patakla – arabanı geliştir – varilleri patlat” döngüsünde 30 saate yakın keyifli vakit geçirdim.

Arabamızın geliştirmeye açık pek çok özelliği var: diğer arabalara çarparak hasar verme eklentileri, süspansiyonlar, nitrolar, motor yükseltmeleri, dikenli jantlar… Oyunun başında arabam çok da umrumda değilken, yolda yediğim birkaç saldırıdan sonra arabamı daha güçlü hale getirmek için can atmaya başladım. Sonra da o uyuz çetecileri tek tek ezdim.

Kendi Eğlenceni Yarat

Oyunun çok fazla mekaniği olmasa da elindeki sistemlerle size ciddi bir özgürlük sunuyor. Benim oyundan aldığım keyfi anlatmak için rastgele yaşadığım bir anı paylaşmak istiyorum:

Bir yolculuk sırasında iki araba beni sıkıştırınca kendimi aniden bir araç savaşının içinde buldum. Arkamdan gelen araçlara Top Gun misali kıvrak manevralar yaparak onların arkasına geçip nitroyla hızlanıp çarparak araçları imha ettim. Malzemeleri almak için aracımdan indim; tam o sırada birkaç araç daha geldi. Daha güçlü rakiplerle karşılaşınca aracım yetmedi ve alev alınca patlamadan hemen önce yuvarlanarak dışarı atladım.

Diğer üç araç beni ortaya alıp üstüme sürerken adeta bir matador gibi sağa sola zıplayarak kaçtım. Tekerlerine ateş ederek birini etkisiz hale getirdim ama yalnızca iki mermim vardı. Son çare olarak araçların üzerine koşup sürücüleri indirmeye başladım. Bir sürücüyü yere serince diğerleri de araçtan indi ve tam da istediğim ortam oluştu. Elbette ki bu sevimli dostlarımızı ölene kadar yumrukladım.

Daha sonra arabalarına binip yanyana park ettim. Amacım tüm araçları birden tek benzin bidonu ile patlatıp malzemelerini almaktı. Tam araçları yanyana hizalayıp ortalarına elimdeki tek benzin bidonunu koydum ki 2 araç daha geldi. Onlara da aynı matador tarifesini uygulayarak hayatlarına son verdim ve büyük patlama şölenime onların araçlarını da ekledim. Sonunda bütün araçları tek bir patlamada havaya uçurup keyifle etrafa saçılan malzemeleri topladım ve yoluma devam ettim—sanki hiçbir şey olmamış gibi.

Çölün Güzelliği

Oyunun en beğendiğim yanlarından biri de görselliği. Özellikle uçsuz bucaksız çölde araç sürmek başlı başına bir keyif. Harita çoğunlukla boş çölden oluştuğu için karşıma çıkan her küçük yerleşim, her konvoy ya da rastgele karşılaşma daha değerli ve anlamlı geliyor. Bu sadelik, her keşfi küçük bir ödül gibi hissettiriyor ve benim için oyunun en sevdiğim yanlarından biri oldu.

Hastasına…

Eğer bu oyunun dünyası size de cazip geliyorsa ve oyunlarda kendi maceranızı kurmaktan keyif alıyorsanız, yorumlara ya da puanlara takılmadan Mad Max’e mutlaka bir şans verin. Kim bilir belki siz de hunharca keyif alacaksınız.