İnceleme: The Alters

By

Published on

in

Kendinle yüzleşmeye hazır mısın?”

Frostpunk’ın yaratıcısı 11 bit studios’un yeni oyunu The Alters, yalnızca bir hayatta kalma simülasyonu değil; aynı zamanda kendi geçmişinle, kararlarınla ve potansiyel benliklerinle yüzleştiğin, oldukça özgün bir bilim kurgu deneyimi.

Frostpunk 1 benim için her zaman özel bir yerdeydi. Sade ama vurucu anlatımı, rafine tasarımı ve insani krizleriyle derinden etkilemişti. Ancak serinin ikinci oyunu, kapsam olarak büyüyünce iyi bir strateji oyununa evrilse de, benim sevdiğim Frostpunk hissini yitirmişti. İşte tam bu noktada The Alters, ilk oyunun bıraktığı boşluğu doldurmayı başardı. Yine bilinmezlik içindeyiz, yine tek başımızayız ve yine tek bir amacımız var: hayatta kalmak.

alters-all-by-myself

Devasa Bir Tekerin İçinde Yaşam

Bilmediğimiz bir gezegende gözlerimizi açtıktan kısa bir süre sonra dev bir tekerlek şeklindeki üssümüze ulaşıyoruz. Bu üs, zamanla bizim hem yaşam alanımız hem de işlevsel merkezimiz haline geliyor. İçinde bir mutfaktan bir haberleşme odasına, yatakhanelerden araştırma modüllerine kadar çeşitli bölümler bulunuyor. Her modül, yalnızca yeni bir işlev eklemekle kalmıyor; aynı zamanda karakterin fiziksel gücünü, psikolojisini ve genel verimliliğini doğrudan etkiliyor. Üsse yerleştikten sonra asıl görevimizin ne olduğunu anlamaya başlıyoruz: Rapidium adlı, organik büyümeyi hızlandıran özel bir elementi araştırmak. Uzay madenciliği için büyük önem taşıyan bu maddenin izini sürmek için gönderildik. Bu keşif görevine şirketin verdiği isim ise oldukça manidar: Project Dolly — tahmin edebileceğiniz gibi klonlanan ilk koyun olan Dolly’ye doğrudan bir gönderme.

şte tam bu noktada, The Alters’ın en özgün fikri devreye giriyor: Rapidium’un sağladığı biyolojik hızlandırma sayesinde kendi alternatif versiyonlarımızı, yani “alter”lerimizi yaratabiliyoruz. Bu sadece oyunun merkezi mekaniği değil, aynı zamanda kişisel, felsefi ve dramatik bir keşfin başlangıç noktası. Bu arada belirteyim; Yazının devamında da alterleri oyunun Türkçe çevirisinde de olduğu gibi “alter” olarak türkçe çekimlerle bilrikte kullanacağım. Kulağınıza tuhaf gelebilir ama çeviri ekibi de bu şekilde karar verdiği için ben de bu kullanımı tercih ettim.

the-alters

Kendinle Yüzleş

Üssümüzde bir kuantum bilgisayar bulunuyor. İşlem gücü inanılmaz yüksek olan bu bilgisayar sayesinde hayatımızdaki kırılma anlarına dönüyor, “Ya o gün farklı bir karar verseydim nasıl bir insan olurdum?” sorusunun cevabını arıyoruz. Çocukluktan yetişkinliğe kadar her önemli dönüm noktasını barındıran bir zaman çizgisi var: İlk aşk, evden ayrılış, annenin ölümü, boşanma, yeni bir işe başlama… Bu anlardan birini seçiyorsunuz ve o farklı yolu yaşamış bir alter yaratıyorsunuz. Gerçekten çok etkileyici bir konsept.

lk alterimi hayata getirirken bayağı bir heyecanlandım. Bana nasıl bakacaktı? Ne hissedecekti? Ortak anılarımızı konuşmak, hayatın nerelerde ayrıldığını anlamak çok özel bir deneyimdi. Babasına karşı çıkıp annesinin yanında duran, teknisyen bir alter ile zaman zaman gergin, zaman zaman duygusal anlar yaşadım.

Bir Yandan Hayatta Kal, Bir Yandan Politik Oyunlara Katıl

The Alters’da yarattığınız her klon gerçek bir karakter. Zorunlu olmasa da onlarla konuşmak, fikirlerini almak, dertlerini dinlemek oyunun sürükleyiciliğini artırıyor. Alter’ların psikolojisini yönetmek gerekiyor. Üssü geliştirmek, kaynak toplamak, yemek üretmek, filtreleri onarmak gibi günlük işler arasında onların ruh haliyle de ilgilenmelisiniz. Üstelik sizi buraya gönderen şirketle (Allycorp) kurduğunuz iletişim de hayli önemli. Kararlarınıza göre gelişen bir politika sistemi var. Şirketin size verdiği görevleri ne kadar yerine getireceğiniz tamamen sizin elinizde. Oyunda bir mühendis gibi plan yapmanız, bir lider gibi kaynakları yönetmeniz gerekiyor. Gündelik hayatta kalma döngüsü ciddi bir tempo ve disiplin işi. Oyunun başlarında gündelik işlerimi kolayca halledip üstüne de boş zamana sahip olurken, oyunda ilerledikçe aynı anda bir çok işi yetiştirmek için koşuşturduğumu farkettim. Bu oyunda gerçekten aynı anda birden fazla durumu akılda tutmalı ve durumlara çözümler bulmalısınız. Şahsen ben bu “multi-tasking” mücadelesini sevdim.

the-alters-gameplay

İlk günlerde üsse enerji sağlayacak sistemleri kurmakla başlıyorsunuz. Yakıt üretimi, hava ve su filtreleri, oksijen dengesi gibi temel ihtiyaçları güvence altına almadan uzun vadede yaşamak mümkün değil. Üssünüzün modüllerini hem inşa etmeli hem de düzenli olarak bakım yapmalısınız. Aksi halde arızalar verimliliği düşürüyor, hatta ölümcül sonuçlara yol açabiliyor. Kaynak toplama ise işin kalbi. Gerekli malzemeleri elde etmek için dışarı çıkmak şart ama gezegenin şartları sizi sürekli sınıyor. Hava koşulları, düşük sıcaklıklar, görüş mesafesi ve en önemlisi radyasyon fırtınaları sizi sürekli tetikte tutuyor. Dış keşiflerde en ufak dikkatsizlik, sizi üsse dönemeden yolda bırakabiliyor.

Gezegen üzerinde konum değiştirmek de mümkün. Dev tekerlekli üssünüzü hareket ettirerek yeni alanlara ulaşabilir, kaynak açısından zengin bölgelere ilerleyebilirsiniz. Ancak bu da ciddi hazırlık gerektiriyor. Motor sisteminin sağlıklı olması, enerji rezervlerinin yeterli düzeye ulaşması gerekiyor. Hatta bazen bazı modülleri söküp yeniden kurmak gerekebiliyor. Tüm bu işler arasında zaman yönetimi kritik. Sabah uyanıyor, görevleri planlıyor, sistemleri kontrol ediyor, alterleriniz ile iletişim kuruyor, keşfe çıkıyor, geri dönüyor, üretiyor, yemek yapıyor ve bir sonraki güne hazırlanıyorsunuz. Bir noktadan sonra “bugün hiçbir şey yetişmedi” hissi sizi gerçekten sarıyor ki bu, oyun tasarımının ne kadar başarılı olduğunun bir kanıtı.

Sonuç

The Alters kaynak yönetimi ve hayatta kalma türünde oynanış olarak büyük yenilikler getirmiyor olabilir. Ancak teması, işlenişi ve oyuncuya sunduğu felsefi sorularla türünün çok ötesinde bir deneyim sunuyor.

Eğer bilim kurgu seviyorsanız, “Ben kimim?” sorusunu biraz daha derin kazımak istiyorsanız ve bu türdeki oyunlardan keyif alıyorsanız The Alters’ı oynamanızı şiddetle tavsiye ederim.