Benim İçin Önemli: Eragon (2006)

By

Published on

in

2009 veya 2010 yılı. Bilgisayardan sonra bana bir de PlayStation 2 alan dayım, gözümde babam ve Batman’ın ardından dünya üzerindeki en müthiş üçüncü adam. PlayStation 2, oyunculuk günlerimin baş tacı. Bir çocuk olarak çok fazla oyun oynamamıştım henüz, oyunlarla ilgili pek bir kriterim yoktu. Oynamayı becerebildiğim her oyunu oynuyordum. PS2 ile birlikte çok sayıda kaliteli oyun da çıktı. Bu oyunlardan bazılarını ise günümüzde hâlâ oyun listelerinin tepelerinde görüyoruz. GTA San Andreas, GTA Vice City, God of War, Shadow of the Colossus gibi oyunlar, PS2 konsoluna çıkan ve PS2’nin hâlâ tarihin en çok satan konsolu ünvanını elinde tutmasına sebep olan oyunlardan birkaçı. Bugün bahsedeceğimiz Eragon ise kalite anlamında bu oyunlara yaklaşamayacak bir oyun ama “BENİM İÇİN ÖNEMLİ”.

Teknik Değil, Nostaljik Bir Efsane

Size oyunun teknik tarafını, performansını, harita dizaynını anlatmayacağım. Bu yazıda sadece duygular, hisler ve bol bol nostalji bulacaksınız. Oyunun daha açılışında, koro eşliğindeki epik müzik ve taşa kazınmış bir sembolün olduğu ekran karşınıza geliyor. Buraları geçip oyuna başlıyorsunuz ve bir sinematik sizi karşılıyor. Prenses olduğunu tahmin ettiğim bir kadına, silahlı bir koruma birliği eşlik ediyor ve bu birlik pusuya düşürülüyor. Ellerindeki değerli eşya ise pusuyu hazırlayanlar tarafından çalınıyor. Sinematik bitip de oyun başlayınca, ormanlık bir arazide alıştırma bölümü başlıyor. Burada hareket şemasını, yakın dövüş mekaniklerini, ok kullanma mekaniklerini oyun size öğretiyor. Bu bölümü tamamladıktan sonra bir sinematik daha giriyor ve adeta yaşayacağınız o destansı maceranın bir fragmanı gözlerinizin önüne geliyor. Kan, vahşet, gözyaşı, ağlayan kadın ve çocuklar, devlere karşı savaşan ama kaybeden erkekler… Bir kahramanın doğuşu için her şey uygun; bu kahraman ise 11-12 yaşındaki Burak’tan başkası değil.

Kahraman Sahneye Çıkıyor!

Yeni bölüme başlıyoruz ve yanımızda, kardeşimle “DAYI” şeklinde hitap ettiğimiz karakter beliriyor. Daha sonradan öğrendik ki karakterin adı aslında Brom imiş. Dayı ile birlikte muhteşem bir savunma yapıyor ve saldırganları püskürtüyoruz. Ben, iki katım büyüklüğündeki devlere zıplayıp vuruyor, onları yere düşürdükten sonra da giren animasyonla kalplerine kılıcımı saplıyorum. Bununla da yetinmeyip —tekrarlıyorum— benim iki katım büyüklüğündeki devlerin boyunlarını yakalayıp onlara defalarca diz atabiliyorum. Bir yandan epik bir müzik çalarken, bir yandan o devlerin yüzlerine yüzlerine dizimle vuruyor, yere düşürünce kameranın yaklaşmasıyla birlikte giren çok tatmin edici bitiriş animasyonuyla kalplerine kılıcımı saplıyorum. 11-12 yaşlarında bir erkek çocuğu olarak büyülenmemem mümkün değil.

Sonrasında ilerlemeye devam ediyor ve birkaç farklı binada daha dövüştükten sonra bölümü bitiriyorduk. “Bitiriyorduk” diyorum çünkü oyunu iki kişi oynayabiliyorsunuz. Diğer kontrolcüyü kardeşim alıyor ve o da Dayı’yı oynatıyordu. Epik müzik eşliğinde Dayı (kardeşim) ile birlikte önümüze çıkan herkesi döverek ilerliyoruz ve o an geliyor. Bir sinematik giriyor, Dayı artist artist önden giderken bir yumrukla aşağı yatıyor ve ben, Eragon, içgüdüsel şekilde sahip olduğum sihir gücünü kullanarak önümdeki düşmanları darmaduman ediyordum. Artık büyü gücüm de vardı. Bölüm ilerledi ve bir köprüye geldik. Köprüdeki uzun bir dövüşün ardından, köprü yıkılırken Dayı ve ben ejderhamın sırtına atlayarak kurtulduk. Ve evet, benim yani Eragon’un bir ejderhası var. Ejderhanın adını hatırlayamadım ve internetten baktığımda öğrendim ki adı Saphira imiş.

Eragon Filmi ve Kitap Serisi

Bu konuda bahsetmem gereken birkaç şey var. Eragon aslında bir film oyunu ve Dayı aslında Hollywood’un ünlü oyuncularından Jeremy Irons. Hem filmde hem oyunda Dayı’yı Jeremy Irons canlandırıyor. Bunun da ötesinde Eragon, aslında Christopher Paolini tarafından yazılan ve daha o yaşta bile hayranı olduğum Yüzüklerin Efendisi’nden esinlenen bir fantastik edebiyat serisi. Ben bunları tabii ki oyunu oynarken bilmiyordum. Bir gün televizyonda gezinirken bir anda Eragon filmine denk gelmemle yaşadığım şaşkınlık, heyecan ve mutluluk tarifsizdi. Hemen kardeşimi çağırdım. Filmi izlerken, “Ulan oyun o kadar iyi ki filmini bile yapmışlar.” diye kendi kendime düşündüğümü hatırlıyorum. Her şeyi çok beğendiğim o yaşlarımda bile filmi o kadar beğenmemiştim. Yıllar sonra filmi tekrar izlediğimde ise berbat bir film olduğunu görüp, bitirmeden kapattım.

Eragon ve Dayı Şeytan Kardeşler’e Karşı

Evet, bilgilendirmemizden sonra oyuna devam ediyoruz.
Ejderhamın sırtında uçuyor, engelleri aşıyor, bana fırlatılan oklardan kaçınıp düşmanları öldürüyordum. Ben bir ejderha sürüyordum; sonradan öğrendim ki Eragon zaten bir Dragonrider (Ejderha Binicisi) imiş ve büyü güçleri buradan geliyormuş. Ejderham ile havada süzülürken bir sinematik girdi, tuzağa düştüm, ejderham ağaç köklerine hapsedildi ve o anda iki korkutucu, tehditkâr şeytan karşımdaydı. Bu doğru mu bilmiyorum ama o iki şeytan, aklımda hep kardeş olarak kalmış. Biz iki kardeş, o iki kardeşe karşıydı dövüştük. Saatlerce dayak yedik, bölümü geçemedik fakat sonunda onları yendik ve ejderhamı kurtardık.
Buradan sonrası anılarımda çok net değil. Oyunu da baştan oynamadan ya da YouTube’dan izlemeden, hatıralarımda kaldığı şekliyle yazmak istedim. Oyunun başlarını çok net hatırlama sebebim ise PS2’nin hafıza kartını kullanmayı bilmiyordum ve ne zaman PS2’yi kapatsam oyuna baştan başlamak zorunda kalıyordum. Buraya kadar olan bölümleri kaç defa oynadım, sayısını ben bile bilmiyorum. İşte o şeytan kardeşleri yendiğimiz gün aklıma bir fikir geldi. PlayStation’ı kapatmayacaktım, sadece televizyonu kapatacaktım. Bu sayede oyundaki ilerleyişim kaybolmayacak ve istediğim an oyuna kaldığım yerden başlayabilecektim.

Yaratılmış En Muhteşem Kötü Karakter: DÜRZÜ

Bu dahiyane fikrim sayesinde akşam yemeğinden sonra tekrardan oyunun başına geçtim ve oyuna kaldığım yerden devam ettim. Epik müzik, yanımda Dayı (kardeşim) ve ejderham; düşmanları bir bir alt ediyorduk. Yalnız bir fark vardı: artık oyunun bazı yerlerinde ejderham da saldırarak bana yardım ediyordu. Her şey çok güzel gidiyordu, durdurulamaz bir ekiptik, ta ki o ana kadar. Nasıl olduğunu veya nerede olduğunu hatırlamıyorum ama Dayı beni korumak isterken yaralanmıştı ve bu yara ciddi bir yaraydı. Dayı, kollarımda ölmek üzereyken son sözlerini söyledi ve bu acımasız dünyada beni bir başıma bıraktı. Bu, aynı zamanda Dayı’yı oynatan kardeşimin de oyun süresinin sona erdiğinin göstergesiydi. Arada birtakım bölümler var, hatta bir yerde sanırım Dayı gibi bana yardımcı başka bir karakter daha geliyordu ama dediğim gibi çok hatırlamıyorum. Ve sonunda o adam karşımdaydı. Sinematiklerde gördüğüm kötü adam: Dürzü.

Gerçek isminin yıllar sonra ‘’Durza’’ olduğunu öğrendim. O ejderhasına atladı, ben ejderhama atladım ve o ana kadar duyduğum en epik müzik eşliğinde düellomuza başladık. Düellonun sonucunda kazanan ben oldum ama kazandığımda ne oldu, oyun nasıl bitti hiç hatırlamıyorum. Aklımda kalan tek şey o muhteşem müzikti. Bu oyun, gelmiş geçmiş en iyi oyundu.

Teşekkürler Eragon

Yıllar sonra Eragon’a geri döndüm ve ne kadar kötü bir oyun olduğunu anladım fakat oyun yine de eğlenceliydi. Yıllar geçmiş, birçok oyun oynamıştım ama hâlâ benim için kalbimdeki en özel yerlerden birinde Eragon vardı. Ayrıca kardeşimle geçirdiğimiz en güzel zamanların bazılarının mimarı da Eragon’du. Saatlerce oyunu oynar, sonrasında oyunla ilgili konuşurduk, sonraki bölümlerde ne çıkacak tahmin etmeye çalışırdık. Kardeşim o dönem 5-6 yaşlarındaydı, ne olduğuna hiç hâkim değildi ama benimle oyunu oynamak ona yetiyordu. O dönem 5-6 yaşlarında olan kardeşim, şimdi ise 21 yaşına girecek ve kendisi hem oyunlara hem de fantastik edebiyata büyük bir tutkuyla bağlı. İkimiz için de bu oyun tutkusunun en sağlam temelleri PS2 ile atıldı sanırım. Bu konuda Eragon ve birkaç oyun büyük rol sahibi. 11-12 yaşlarındaki Burak için gelmiş geçmiş en iyi oyundu, 26 yaşındaki Burak için ise gelmiş geçmiş en nostaljik oyun.
Teşekkürler Eragon.