Doğrusu, Frostpunk’ın en sevdiğim oyun olacağını asla düşünmemiştim. Zaten çok fazla bu türde oyun da oynamam; Frostpunk benim oynadığım ilk strateji – hayatta kalma oyunuydu. Daha sonra Oxygen Not Included ve They Are Billions gibi diğer oyunları da denedim, ancak hiçbirinde Frostpunk’taki o tatmin edici heyecanı yeniden yaşamadım. Açık dünya oyunlarının sunduğu özgürlüğü sevmeyen birisi olarak, Frostpunk’un net hedefler ve görevler sunması beni içine çekti. Ne zaman oyunu açsam, zaman adeta yok oluyor; bir bakmışım beş saat geçmiş.

Frostpunk, geçtiğimiz günlerde The Alters oyununu piyasaya süren 11 Bit Studios tarafından geliştirilen ve yıllar içinde oldukça pozitif tepkiler alan bir yapım. Oyun, alternatif bir 19. yüzyıl sonlarında geçiyor. Güneş’in ani ve dramatik şekilde soğumasıyla dünya buz çağının pençesine düşmüş. Küresel iklim çökmüş ve bu tüm uygarlıkları çökertecek seviyede bir buzul çağı başlatmış. İngiliz hükümeti, hayatta kalma ümidiyle kuzeye büyük jeneratörler ve bu jeneratörler etrafında oluşan şehirler inşa etmeye başlıyor Biz de Londra’dan ayrılıp kuzeyde yerleşen bir grubun lideri olarak oyuna başlıyoruz. Amacımız basit; hayatta kalmak.

Oyunun müzikleri, animasyonları ve genel atmosferi kusursuz bir uyum içinde. Kar fırtınasıyla birlikte gelen uğultulu rüzgâr sesleri gerçekten o buz gibi kıyamet dünyasının içinde olduğunuzu hissettiriyor. Epik ve kasvetli müzikler, bu yok oluşun eşiğindeki dünyada hayatta kalmaya çalışan lider rolünü daha da etkileyici kılıyor. Oyun; sınırlı kaynaklar ve insan gücüyle, giderek şiddetlenen dondurucu kışlara karşı zamana karşı verilen bir mücadeleyi konu alıyor. Oyuncunun yaptığı her seçim halkın umut ve memnuniyetsizlik seviyesini etkiliyor. Memnuniyetsizlik %75’i aşarsa ve umut %15’in altına düşerse, lider olarak görevden alınıyorsunuz.

Oyunda “Düzen” ve “İnanç” olmak üzere iki ana yönetim yolu var ve sadece birini seçebiliyorsunuz. İlginçtir ki, inanç temelli yönetimlere pek inanmayan birisi olarak ilk başta hep akılcı tarafı seçmekte ısrar ettim. Ancak sınırlı insan nüfusu, bana yeterli sayıda kolluk kuvvetleri oluşturma şansı vermedi ve çok fazla “talepte bulunan” halkımı (benim gözümde neredeyse hepsi birer isyancı gibiydiler) kontrol edemedim. Sürekli kendi kendime söyleniyordum: “Bu kadar Batılı zihniyetle yapılmış bir oyun olur mu! Kıyamet gelmiş hâlâ sekiz saatlik iş günü derdindeler!” Talepleri hiç bitmiyordu; hâlâ eski refah düzeninde yaşadıklarını sanıyorlardı.
Ama işte bu “şikâyetçi halk” hem beni sinirlendirdi hem de oyunu keyifli hâle getirdi. Yüzlerce zor karar arasında bocalamamı sağladılar. Bir noktada akılcı yolu bırakıp inanç yolunu seçtiğimde, sapkın sayılan bazı “gerçeği haykıranları” halkın huzuru için darağacına gönderdim. Öte yandan, akılcı yolu başarıyla yürütüp düzeni sağladığımda ise, halkı koruması gereken kanun adamlarının baskı aracına dönüştüğünü gördüm. Oyun burada gerçek anlamını kazandı: Aşırı şartlar altında beni düşünmeye, sorgulamaya ve yargıda bulunmaya zorluyordu.

Kömür stoklarınız kışa yetmediğinde ve madende mahsur kalmış bir çocuğu kurtarmak yerine üretimi sürdürmeyi seçtiğinizde ne hissedersiniz? Ya madenin derinliklerinde mahsur kalan onlarca çocuk için ne karar verirsiniz? Kaynaklar yetersizken, başka bir yerden gelen yüzlerce mülteci yardım istediğinde onları ölüme mi terk edersiniz? En azından sadece sağlıklı olanları kabul etmeniz önerildiğinde, bu sizi nasıl etkiler? Aşırı şartlar altında, sırf mühendisler daha “değerli” diye sıradan işçileri gözden çıkarmayı düşünür müsünüz?
Oyunun her aşamasında öyle zor kararlar vardı ki bazen kendi ilkelerimi çiğneyerek, sadece bu savaşı “kazanmak” uğruna ödünler verdim. Ama oyunun sonunda bir soruyla yüzleştim;
“Tüm bunlara değdi mi?”
Bu sorunun oyunun finaline yerleştirilmiş olması beni derinden etkiledi. Bu, gerçekten düşündüren bir oyun. Seni insanlığın sınırlarında dolaştırıyor, yaptığın seçimlerin anlamını sorgulatıyor.
Benim kişisel kırmızı çizgim hep aynı kaldı: asla genelev açmadım. Peki ya sen? Kıyamet sonrası hayatta kalmak için hangi ilkelerinden vazgeçebilirsin? Yoksa yepyeni bir ütopya mı yaratmayı seçersin?
Oyun, farklı hikâye bölümleriyle çeşitli zorluklara sahne oluyor ve her senaryo dallanıp budaklanan ihtimaller sunuyor. Sen nasıl bir dünya kurarsın bilemem ama umarım kendi iç sesine sadık kalırsın.


